bazid.net

 

 

DTP Savunması: Biz değil, Anayasa bölücü

DTP Anayasa Mahkemesine esas hakkında savunmasını yaptı. DTP savunmasında, ‘Anayasa'daki vatandaşlık tanımının değişmesini istemek, bölücülük. Oysa asıl bölücülük Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türk saymaktır’ dedi

Hakkında kapatma davası açılan Demokratik Toplum Partisi bugün Anayasa Mahkemesine esas hakkında savunmasını yaptı. DTP savunmasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen davalara sık sık atıfta bulunurken mevcut iddianameyle verilecek kararın Kürt halkına “çözümü siyasette aramayın” mesajı vereceği dile getirildi.

DTP, Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu savunmada Başsavcılığın partinin kapatılması talebiyle yaptığı başvuruda sıraladığı 141 eyleme madde madde yanıt verdi. 141 eylemin, partinin kapatılmasını gerektirecek nitelikte olmadığını belirten DTP, eylemlerin 129’unun ifade ve düşünce örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken olaylar olduğunu vurguladı.

DTP, savunmasında DTP’nin PKK için ‘terör örgütü’ dememesinin ve DTP’lilerin Öcalan’a ‘sayın’ demesinin suç olmadığı gibi kapatma nedeni olamayacağını yazdı.

DTP’nin esasla ilgili savunmasının temel noktaları şunlar:

* Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) taraftır. Bu yasal durum ise Türk mevzuatının ve bu mevzuatın uygulamasının AİHS standartlarına uygun olmasını gerektirmektedir. Diğer yandan Avrupa Birliği’ne adaylık sürecindeki Türkiye’nin, karşılaşması gereken koşullardan bir diğeri Kopenhag Kriterleri olarak bilinen insan hakları standartlarıdır. Kopenhag Kriterleri ise, Avrupa Birliği ile AİHS’in yapıcısı Avrupa Konseyinin kesişme noktasını oluşturmaktadır. Bu sebeple Avrupa Birliği adaylık sürecinde, Türkiye’nin insan hakları alanındaki konumunu ve durumunu da etkileyecek zorunlulukla AİHS standartlarının gözetileceğine inanmaktayız. Üstelik Anayasa’da yapılan 2001 ve 2004 değişiklikleri sonrası, başta AİHS olmak üzere insan haklarına dair uluslararası sözleşme hükümleri ile ileride ayrıntı ile tartışacağımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM; öncesi Komisyon ve Divan kararları da bu çerçevede değerlendirilecektir.) içtihatlarının ulusal mevzuattan öncelikle hususu Yüksek Mahkeme’ye izahtan vareste bir keyfiyettir. Yani ulusal mevzuatın bir hükmü ile insan haklarına dair uluslararası sözleşme hükümleri veya bu hükümleri yorumlayan mahkeme kararları çatıştığında, sözleşme hükümleri ve ulusal üstü mahkeme kararları esas alınacaktır. Bu da, ulusal mevzuatın AİHS ışığında incelenmesini zorunlu kılmaktadır.

* Sayın Başsavcıya göre Anayasa'daki vatandaşlık tanımının değişmesini istemek, bölücülük. Oysa asıl bölücülük yaratan şey, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türk saymaktır. Bu, bütünleştirici değil ayrımcı bir bakış açısıdır.

* Esasen DTP'ye yöneltilen bölücülük iddiası, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere karşı tekrarlanmış bir iddianın yansımasıdır. Kürtlerin tüm demokratik hak talepleri, hemen her zaman bölücülük suçlamasıyla karşılaşmıştır. Kürtler ne zaman siyaset yapmak istese partileri kapatılmıştır.

* Kapatılan diğer partiler gibi DTP'de Türkiye'nin bölünmesini istediği için değil, Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürel hakların tanınmasını istediği, türdeş ulus yaratma politikasına karşı çıktığı için bölücü olmakla suçlanmaktadır.

* Bir insanı, bir halkı onun kendini tanımladığı gibi değil de farklı tanımlamak, onun kendisini dayatıldığı biçimiyle tanımlamasını istemek, şiddetin ta kendisidir. Tanımlamak yerine tanımak, anlamlandırmak yerine anlamaktır doğru olan.

* Tek etkili çözüm yöntemi diyalogdur. Kürt sorunu, sadece şiddet sorunu değildir; kültürel, sosyal, siyasi, psikolojik, insani, ekonomik boyutları olan; kimlik, adalet, yoksulluk ve yoksunlukla ilgili bir sorundur.

* Eve Dönüş Yasası gerçekten kardeşlik yasası olarak tasarlanmalıdır. TCK'nın 221. maddesinin dağdaki gençleri dönmeye ikna edememesinin temel nedeni, onlara onurlu bir dönüş olanağı vermemesidir.

* Türk kimliği, tarihsel, dinsel, geleneksel ve kültürel tüm farklı kimlikleri dışlıyor. Millet, ırk birliğine bağlandığından, sonradan edinilmesi olanaksız bir aidiyet söz konusu. Ötekiler, ya kendi kimliklerinden vazgeçerek asimile olacak, ya da kendilerini bu milletten saymayacaklar.

* İmparatorluktaki üst kimlik (devletin yurttaşına verdiği kimlik) "Osmanlı" iken, Türkiye Cumhuriyeti'nde "Türk" olarak belirlenmiştir. Bu üst-kimlik, vatandaşı ırk ve hatta dinle tanımlama eğilimindedir. Örneğin "Yurt dışındaki soydaşlarımız" dendiği zaman Türk etnik kökenden olanlar kastedilmektedir. Diğer yandan "Türk" sayılabilmek için ayrıca "Müslüman" olmak gerektiği, gayrimüslim yurttaşlarımıza "Türk" değil "Vatandaş" denmesinden de bellidir. Bu durum, kendini Türk ırkından saymayan diğer alt-kimlikleri yabancılaştırmış ve sorun yaratmıştır. Eğer bu üst-kimlik "Türkiyeli" olsaydı, bu durum ortaya çıkmazdı.

* Türk kimliği anlayışı sorgulanmadan Kürt sorunu çözülemez. Devlet, öncelikle farklılıkları reddeden resmi tarih ve ideolojisini, militer yapısını terk etmeli.

* Kürtler ne yaşar, ne düşünür, ne ister? Sayın Başsavcı bildiğini iddia edebilir mi? Peki bunu bilmeden DTP'lilerin niçin 'PKK terör örgütüdür' demediğini ya da niçin 'Sayın Öcalan' dediklerini bilebilir mi? Bu dava, suçlamaların, iddiaların net ve hukuka uygun olduğu, sınırları belli, uygulanacak kuralları belli, kuşkuya yer bırakmayan, hukuken ne dendiğinin anlaşıldığı bir dava değildir. Bu tarihsel, toplumsal, politik, kültürel ve elbette psikolojik yanları olan bir iddianame ile açılmış hukuki değil siyasi bir davadır. Öyleyse karar vermek için de bütün bu faktörlerin ışığında düşünmek gerekmektedir. Bu iddianame ile DTP'nin kapatılmasına karar verilmesi, Kürtlere çözümü siyasette aramayın demek anlamına gelir.

* Ahmet Türk, tabanımız PKK ile aynı deyince kıyamet koptu. Kürtler geniş aile yapısını koruyor. Bugün hemen her Kürt ailesinin dağda bir yakını olmuştur. Tabanının aynı olması olağan. Parti kapatma kararı için önemli olan, tabanının aynı olması ya da 'PKK terörist bir örgüttür' denilip denilmemesi değil, DTP'nin şiddete, silaha yaklaşımıdır. DTP, şiddete karşı olduğunu ısrarla açıklamış bir partidir.

* Emine Ayna PKK ile DTP'nin çözüm için aynı şeyleri talep ettiğini söyleyince bu da saptırılmak istendi. Oysa Kürt sorununun nedenleri de çözümü de belli, bunu hem DTP'nin hem PKK'nın dillendirmesi, söylenenin yanlış olduğuna, bunun şiddetle, bölücülükle sağlanmak istendiğine kanıt olamaz. Ne söyledikleri, söylediklerinin içeriğinin ne olduğudur önemli olan. Eğer DTP çözüm için doğru, barışçı, şiddeti dışlayan öneriler getiriyor ve fakat bunu PKK'de söylüyorsa bunda tedirgin olacak bir şey yoktur. Tersine bu durum, PKK'nin de siyasi çözüm istediği, beklediği, değişim istediği şeklinde algılanmalıdır. Çözüm için önerilen içerik, ya suç kapsamındadır ya da değildir. Söyleyene göre suç oluşturulamaz. Suç, söyleyenden bağımsız olarak ya vardır ya yoktur.

* Aslında neden DTP'nin PKK için 'terörist' demesinde ısrar edildiğinin ahlaki, hukuki, vicdani bir açıklaması yoktur. DTP 'onlar terörist' dediğinde 'terör' bitecek midir? Bitmeyecekse bu ısrarın anlamı nedir? Boyun eğdirmek midir amaç? Dağa çıkma nedenini kaldırmadıkça, biri ölür, diğeri çıkar. Kara Kuvvetleri Komutanı da bunu söyledi. Harekâtla, imha ile örgütün çözülmediğini beyan etti, "PKK'ye katılımlar, silahlı mücadelenin sürdüğü 23 yıl boyunca önlenemedi, başarılı olamadık" dedi. İçişleri Bakanlığı döneminde bin köy yaktığını, operasyon yaptığını gururla açıklayan Mehmet Ağar, DYP Genel Başkanı olduğu dönemde "Dağdakilere siyaset yolunu açmak gerekir" dedi. Baykal bile söylemini artık değiştirdi. DTP'de bunu söylüyor, "PKK bir sonuçtur, nedenlerini konuşalım" diyor.

* DTP, çocukları dağda olan ailelerin oylarını almıştır kuşkusuz. Peki bu neyi gösterir? Sayın Başsavcının iddia ettiği gibi PKK ile özdeşliği mi, yoksa o ailelerin çocuklarının dağdan indirilmesi için siyasi çözümü bulun diye DTP'ye umut bağladıklarını, oy verdiklerini mi gösterir? Hiç kuşkunuz olmasın ki ikinci neden doğrudur. Peki böyle bir durumda DTP, kendisine siyasi çözüm için oy veren milyonlarca insanın çocukları, yakınları dağda iken 'PKK terör örgütüdür' nasıl der, niçin desin?

DTP, 173 sayfalık ek savunmasının sonunda, “Hukuk niçin vardır sorusunun bir yanıtı olmalı. Bu yanıt, vicdanımızı sızlatmamalı. Aydınların Cumhurbaşkanı’na yazdıkları mektuptaki dileği tekrarlıyoruz: Anayasa Mahkemesi, kapatma kararı vermeyerek, bütün olumsuzluklara rağmen, bu dönemi sonlandırmanın, yüzlerce yıldır birlikte yaşayan halkların kardeşliğini tekrar hatırlamanın ve onarmanın mümkün olduğunu gösterecektir inancındayız. Hukuka ve adalete aykırı, artık bu ülkenin taşıyamayacağı kadar ağır yükler getirecek istemleri içiren davanın reddine karar verilmesini vekil ve müdafiler olarak dileriz” dedi.

ANF NEWS AGENCY

 

 

 
Onbinlerden barış talebi

ANF-İSTANBUL (01.06.2008)- AKP'nin GAP paketine, Türk ordusunun sınırötesi operasyonlarına karşın yüzbine yakın kişi, Kadıköy'de çözümün adresini gösterdi, barış, kardeşlik ve demokrasi taleplerini haykırdı

İstanbul tarihi günlerinden birine tanıklık etti. Yazarıyla, aydınıyla, siyatçisiyle, sendikacısıyla, halkıyla yüzbine yakın kişi Kadıköy İskele Meydanı'nda bir araya geldi. AKP hükümeti ve ordunun Kürt sorununda dayattığı çözümsüzlüğe, şiddete, operasyonlara, lince, adaletsizliğe karşı Türküyle Kürdüyle yüzbine yakın kişi, hep birlikte "Yeter artık, Kürt sorununun demokratik çözümünü istiyoruz" talebini dile getirdi.

Barış Meclisi tarafından Kadıköy İskele Meydanı'nda düzenlenen "Yeter! Kürt sorununa demokratik çözüm istiyoruz" mitinginde Türkiye'nin dört bir yanından gelenlerle birlikte yüzbine yakın kişi buluştu. Mitinge sivil toplum örgütleri, meslek odaları, çevre örgütleri, sendikalar, demokratik kitle kuruluşları ve çeşitli siyasi partiler katıldı.

DTP'li Milletvekillerinden Ahmet Türk, Sevahir Bayındır, Sebahat Tuncel, Hasip Kaplan, Aysel Tuğluk ve Bengi Yıldız ile Hamit Geylani, ÖDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, EMEK Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, Yazar Vedat Türkali, KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, Abdurrahman Dilipak, Şanar Yurdatapan, Ferhat Tunç, İlkay Akkaya, TTB Başkanı Gençay Gürsoy, Baskın Oran, Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, AP Parlamenteri Feleknas Uca da mitinge katılanlar arasında yer aldı.

SAVAŞ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ ÇALIYOR

Mitingte ilk olarak Türk ve Kürt gençleri temsilen Pınar Yanardağ ve Ömer Özcan söz aldı. Türk geçlerini temsilen konuşan Pınar Yanardağ şunları söyledi: "Savaş özgürlüğümüzü çalıyor. Demokratik haklarımız güvenlik gerekçesiyle elimizden alınıyor. Barışın özgürlüğün mücadelesini verenler, soruşturmalarla davalarla karşılaşıyor. Savaş yaşama hakkımızı elimizden alıyor. Uğur Kaymaz, Mizgin Özbek, Enes Ata bu savaşın en hazin çocuk kurbanları. Ama ne yazık ki, sadece onlar değil hayatını kaybedenler. Bu savaşın yaşamlarını çalındığı on binlerce isimsiz ölü bu toprakların altında yatıyor. Arkadaşlar, bugün burada barış isteyenler olarak bir araya geldik. Bugün barışın imkanını elimizde tutuyoruz. Kardeşçe yaşanacak bir gelecek istiyorum. Kürt arkadaşlarımızın acı ve ölümlerinden çok daha fazla paylaşacak şeyleri olduğunu biliyorum. Onların düğün ve sevinçlerini paylaşabilecek bir gelecek istiyorum. Okullarında ders kitaplarında Mehmet Uzun'un romanlarının kendi ana dillerinde okutulduğu bir gelecek istiyorum. Şivan Perwer'in şarkılarının Sezen Aksu şarkıları gibi birlikte söylendiği bir gelecek istiyorum. Ben Türkler ve Kürtler olarak bir arada yaşamaktan gurur duyacak bir gelecek istiyorum."

‘ÇATIŞMANIN OLMADIĞI BİR COĞRAFYADA YAŞAMAK İSTİYORUZ’

Kürt gençlerini temsilen konuşan Ömer Özcan ise şu mesajları verdi: "24 yılımız savaşla geçti. Hayatını savaşın gölgesinde geçiren yeni nesiller yaratılmaya devam ediyor. Artık savaşın, çatışmanın ve operasyonların hakim olduğu bir coğrafyada yaşamak istemiyoruz. 1990'lı yıllarda hızla büyüyen ve bugün teknolojinin yoğun olarak kullanıldığı bu savaşın göbeğinde yaşamak istemiyorum. Bu savaş gazete ve televizyon haberlerinde bir iki cümle ile geçiliyor. Savaşın en şiddetli yaşadığı yerlerden biri olan Yüksekova'da savaş ve baskı bizim için bir iki cümle ile geçiştirilebilecek bir şey olmadı hiç. Hepinizi barış için, savaşın sona ermesi için, demokratik çözüm için, Türklerin ve Kürtlerin özgürlüğü için birlikte hareket etmeye çağırıyorum."

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı miting sırasında sık sık, "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Bijî Biratiya Gelan", "Ölüm değil, çözüm istiyoruz", "Katil Erdoğan" sloganları atıldı. Çok sayıda Türkçe ve Kürtçe yazılı "Yeter! Kürt sorununda Demokratik Çözüm İstiyoruz" yazılı döviz taşındı. Miting yapılan konuşmaların ardından verilen müzik dinletileriyle sona erdi.

BİLGEN: ÖLÜM DEĞİL, ÇÖZÜM İSTİYORUZ

Türkiye Barış Meclisi Sözcülerinden Ayhan Bilgen, mitingte yaptığı konuşmada, barış, demokrasi ve kardeşlik mesajları verdi. Bilgen şunları söyledi: "Yürüklerinde taşıdığı barışa dair umutlarla Anadolu'nun dört bir yanından bu buluşmaya katılanlar sizleri Barış Meclisi adına selamlıyorum. Sizlere barışın ne demek olduğunu tarif edecek değilim. Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakmakla övünmek istiyoruz? Anadolu'da konuşulan hiç bir dil bırakmamak yaşanılan hiç bir inanç bırakmamak kimin için gurur meselesi olabilir? 1930'lu 40'lı yılların despot dayatmacı anlayışları ile hazırlanmış kanun metinleri ile yaşamaya daha ne kadar katlanacak göz yumacağız? Toplumun bir kısmını parlamento dışında tutmak için kurgulanmış seçim yasalarıyla bir birimizi dışlayarak hangi akla hizmet etmiş bulunuyoruz? Bütün farklılıkları bilinerek Kürt halkının seçilmiş tüm temsilcileriyle diyalog ortamının sağlanması için gecikmeden adım atılması gerekmektedir. Kürt halkının talepleri sadece Kürtler için değil, Türkler için de daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, gerçekçi demokrasiyi zorunlu kılmaktadır. Binlerce yıldır giyilen yöresel kıyafetleri giydikleri için çocuklarımızı yargılıyoruz. Hem de 23 Nisan törenlerinde, çocukların bayramında, şal û şepik giyen çocuklar, tırnak içinde terör örgütünün propagandasını yapmakla suçlanıyorlar. Bugün Türkiye'nin İç Anadolusunda, Egesinde Trakyasında Kürtlerin, Türklerle, Çerkezlerle, Lazlarla birlikte yaşadığı birçok bölgede, en küçük bir tartışma bir Türk-Kürt kavgasına, linç girişimine dönüşüyorsa her şeyi yeniden düşünmek zorundayız. Türkiye Barış Meclisi barışın ortak dilini üretmekle barışa dair talepleri ortaklaştırmak için kuruldu. Siyasal tercihlerimiz, dünya görüşlerimiz farklı olsa da farklı hiç bir şey olmayacağını birlikte haykırmak için oluşturuldu. Adalet ve özgürlük olmadıkça barışın da olmayacağı gerçeğini bir toplumsal iradeye dönüştürmek için yola koyuldu. Yeni bir toplum sözleşmesi için, yeni bir barış projesi ve kuruluş iradesini geliştirebilmek için el ele vermek, taşın altına sadece elimizi değil, yüreğimizi de koymak zorundayız. 'Artık Yeter' diyoruz. Ölüm değil, çözüm istiyoruz. Kürt sonunda adil ve barışçıl bir çözüm için hep birlikte olmaya, sesimizi daha da yükseltmeye davet ediyoruz."

ÇELİKKAN: ÇÖZÜM MİLYONLARIN ‘BARIŞ İSTİYORUM’ TALEBİNDE

Barış Meclisi Üyesi Yazar Murat Çelikkan, miting tertip komitesi adına bir konuşma yaptı. Mitinge katılanları Kürtçe "Hoş geldiniz" diyerek selamlayan Çelikkan, şunları dile getirdi: "Burada gücümüzü birleştirip tek ses ile barış ve çözüm demek için geldik. Biz çözüm istiyoruz. Bize çözümünüz nedir diye soruyorlar. Çatışmaların, köy boşatmalarının, tecritlerin, sömürülerin, çözüm olmadığını biliyoruz. Savaş değil, çatışma değil, diyalog istiyoruz. Sesimizi siyahların sesi arasında kaybetmek istemiyoruz. Sorun sınırötesinde mi ki çözümü sınırötesinde arıyoruz. Çözüm burada. Çözüm milyonların 'barış istiyorum' talebinde. Ölümü değil yaşamı temel alın politikalar üretin. Kürt kimliğinin Kürt dilinin önündeki bütün engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Kürtlerin onurlu yaşamaları sağlamadan bu topraklarda hiç kimse özgür olamaz. Sesimizi bu toprağa barış için katalım. Birlikte adil ve özgür bir gelecek yaratalım. Ölüm değil, çözüm istiyoruz." Çelikkan, 16 Haziran'da Tuzla Tersaneleri'nde düzenlenecek greve herkesi destek vermeye de çağırdı.

Kadıköy İskele Meydanı'nda yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı "Yeter! Kürt Sorununda Demokratik Çözüm İstiyoruz" mitingi yaşamını yitiren Kürt yazar Mehmet Uzun, Kürt siyasetçi Orhan Doğan ile katledilen Ermeni gazeteci Hrant Dink için yapılan anmanın ardından Ermeni sanatçı Bese'nin verdiği konserle son buldu. Miting programının sona ermesinin ardından kitle polisin aldığı yoğun güvenlik önlemi altında dağılmaya başladı.
 

 
Kürtçe ‘dünyanın etkili dilleri’ listesinde

ANF-PARİS (12.05.2008)- Fransa'da yayın yapan tanınmış dil dergilerinden Le Français Dans Le Monde, yayınladığı “dünyanın en etkili ve zengin dilleri” listesinde, Kürtçe’ye de yer verdi. Derginin yaptığı araştırmaya göre Kürtçe, bütün yasaklamalara rağmen binlerce dil içerisinde ilk 30 dilin ardından 31’inci sırada yer alıyor.

Le Français Dans Le Monde dergisi dünyanın en etkili dilleri listesini yayınladı. Derginin 335’inci sayısında yayınlanan listede, resmi dil olmamasına rağmen Kürtçe, binlerce dil arasından etkili ve zengin dil olarak ilk 31’inci sıraya yerleşti. Derginin “etkili ve zengin dil” kriterleri ise, Kürtçe’nin karşı karşıya olduğu toplumsal zorluklar dikkate alındığında oldukça ağır kriterler... Kriterlerde, 'Dili konuşan insanlar sayısı', 'İnternetteki saygınlığı', 'Resmi dil olduğu devletlerin sayısı', 'Yapılan çevirilerin toplamı', 'Bu dille yapılan film, müzik ve yayınlanan kitap sayısı' ve 'Bu dille yazılan gramer kitapları ve dil çalışmaları' gibi temel kriterler bulunuyor.

730 YILLIK RESMİ DİL, KÜRÇEYİ SADECE 6 BASAMAK GEÇEBİLDİ

Derginin 5 kritere göre yaptığı çalışma sonucunda İngilizce'nin, dünyanın en etkili dili olduğunu belirlendi. Kürtçe ise, batı dillerinin kültürel mirası, yazılı edebiyat ve sanat üretimindeki tarihsel birikimlerine rağmen listede saygın bir konumda yer aldı. Kürtçe binlerce dil içerisinde çok sayıda dili geride bıraktı ve batı dilleri içerisinde de kimi dilleri geride bıraktı. Listede Türkçe de yer aldı. Türkiye’nin Cumhuriyetin ilanından sonra Türk Dil ve Tarih Kurumu’nu kurması, yaygın ve örgün eğitimi Latin harfleriyle Türkçe olarak zorunlu hale getirmesi ve yazılı literatüre devlet destekleri sağlamasına rağmen Türkçe, Kürtçe’den sadece 6 sıra ilerde yer aldı. Ayrıca Türkiye, resmi olarak Türkçe’yi 730 yıllık dil olarak kabul ediyor. 13 Mayıs 1277 tarihli Karamanoğlu Mehmet Bey'in bir fermanı ile Türkçenin devlet dili olarak kabul edilişinin 731 yılı resmi kutlamalarla kutlanmıştı.

KÜRTÇE FARSÇANIN ÖNÜNE GEÇTİ

Ancak Le Français Dans Le Monde Dergisinin sıralamasına göre İrani diller içerisinde en etkilisi dil olarak bilinen Farsça'da Kürtçe'nin gerisinde kaldı

Derginin listesinde dünyanın en etkili 10 dili ise şöyle sıralandı: 1) İngilizce 2) Fransızca 3) İspanyolca 4) Almanca 5) Japonca 6) Flamanca 7) Arapça 8) İsveçce 9) İtalyanca 10) Danimarkaca

 

 
      W HARFİNE
MAHKEMEDEN VİZE

Valiliklerin 'w' harfini gerekçe göstererek izin vermediği Newroz mitinglerine mahkemelerden 'vize' çıktı.

Emek Partisi Tunceli İl Başkanı Hüseyin Tunç ile DTP eski İl Başkanı Hıdır Aytaç hakkında 2007 yılı Newroz kutlamaları öncesi dağıttıkları el bildirilerinde 'w' harfiyle 'Newroz' yazıldığı için açılan davada beraat kararı veren Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı.

Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi, 2007 Newroz kutlamaları öncesi dağıttıkları el bildirinde Newroz kelimesinin 'w' harfiyle yazılmış olması nedeniyle Emek Partisi Tunceli İl Başkanı Hüseyin Tunç ile DTP İl eski Başkanı Hıdır Aytaç hakkında 17 Ekim 2007 tarihinde açılan davada 12 Şubat 2008 tarihinde beraat kararı verdi.

Konuya ilişkin gerekçeli kararını açıklayan mahkeme, söz konusu bildirinin Siyasi Partiler Kanunu'nun 'Siyasi partiler etkinlik, döviz ve pankartlarında Türkçe dışında dil kullanamaz' maddesine aykırılık teşkil etmediğini bildirdi.

'Newroz' kelimesinin edebi açıdan sıfat değil özel isim olduğu belirtilen gerekçeli kararda şu ifadelere yer verildi: "Mahkememiz, bildirilerde geçen ve Türkçe aslına aykırı 'Newroz' olarak yazılan, baharın gelişini sembolize eder, edebi açıdan sıfat olmayıp özel isim niteliğinde olan kelimenin yazım tarzı ve dili göz önüne alındığında, bildirilerin Türkçe'den başka bir dilde yazıldığının kabulü için yeterli olmadığı kanaatindedir. Bildiri içerikleri incelendiğinde, bildiriler asıl olarak Türkçe kaleme alınmış, ancak özel isim niteliğindeki Newroz kelimesinin Türkçe'ye aykırı olarak geçmesi bildirinin Türkçe'den başka bir dilde kaleme alındığının kabulü için yeterli değildir.

 

 

Güneydoğu'da Newroz Baştan Aşağıya Hak İhlali

Dört kişinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı; gözaltına alındığı Newroz kutlamarıyla ilgili raporunu açıklayan TİHV'e göre devlet olaylarının zeminini hazırladı; temel hak ve özgürlükler ihlal edildi. Vakıf etkin soruşturma istedi.
BİA Haber Merkezi - Ankara

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bu yıl Newroz kutlamaları ve sonrasında Güneydoğu bölgesinde güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanarak temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiğini söyledi ve hak ihlallerinin etkin şekilde soruşturulmasını istedi.

Vakıf yetkilileri bugün saat 11:00'da Ankara'da düzenledikleri basın toplantısıyla 22-24 Mart arasında Hakkari, Yüksekova ve Van'da yaşanan olaylara ilişkin raporu açıkladı.

Rapor, vakıf yönetim kurulu üyesi Coşkun Üsterci'nin başkanlığında psikiyatr Dr. Alp Ayan, Dr. Mehmet Antmen ve avukat Hülya Üçpınar'dan oluşan heyetin bölgede yaptığı incelemeler sonucunda oluşturuldu.

Newroz'u kutlamak isteyen vatandaşlara güvenlik güçlerinin müdahalesi üzerine yaşanan olaylarda 35’i güvenlik görevlisi olmak üzere yüzlerce kişi yaralandı, en az 34’ü çocuk toplam 249 kişi gözaltına alındı, en az 10’u çocuk toplam 71 kişi tutuklandı.

Olaylarda dört kişi de hayatını kaybetti.

Devlet olayları hazırladı 

TİHV heyetinin incelemeleri sonucunda vardığı sonuçlar kısaca şöyle: 

Resmi makamlar kutlamaları dolaylı olarak yasakladı: Kutlamalara 48 saat kalana dek, resmi makamlar tertip komitelerinin farklı illerde farklı günlerde planladığı kutlamaların sadece 21 Mart'ta yapılabileceğine dair görüş açıklamadı. Bu kadar kısa süre kala kutlamaların yeniden planlanmasının talep edilmesi, dolaylı olarak yasaklama olarak değerlendirilebilir.

Resmi makamlar, kutlama gününü değiştirmek suretiyle yasaklamanın sonuçlarını da hazırladı: Kutlamalardan önce diğer illerden bölgeye takviye güç getirildi. Kutlamaların makul bir gerekçe olmaksızın 21 Mart’a çekilmesiyle, öncesinde resmi makamlar tarafından yapılan hazırlık ve önlemler de hesaba katıldığında, adeta “yasadışı” gösteri ortamının yaratıldığı kuşkusu oluşuyor.

“Düşünce ve ifade özgürlüğü” ile “toplanma ve gösteri özgürlüğü” ihlal edildi.

Yaygın hak ihlalleri 

Güvenlik güçleri aşırı/orantısız güç kullandı: Mağdurların, tanıkların anlatımları, basında yer alan görüntüler, fiziksel ve ruhsal tetkik sonuçları bunu gösteriyor. Bunun sonucu olarak başta yaşam hakkı olmak üzere işkence yasağı, konut dokunulmazlığı, mülkiyet hakkı, ayrımcılık ve basın özgürlüğü ihlalleri yaşandı.

Maruz kaldıkları travmanın güçlü ve ilk şok edici etkisinden henüz kurtulamamış olan mağdurlar derin bir kaygı ve güven sorunu yaşıyor.

Resmi makamlar, hekimleri tıp mesleğinin etik ilkelerine, uluslararası standartlara, Sağlık, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının genelgelerine aykırı davranmaya yöneltti: Mağdur ve tanık anlatımlarına göre, Hakkari’de gözaltında alınan kişi sayısının fazla olduğu gerekçesiyle gözaltı prosedürü gereği yapılması zorunlu olan tıbbi kontroller için kişiler hastanelere götürülmedi; aksine doktorlar gözaltı birimlerine getirildi.

Resmi makamların güvenlik güçlerinin olaylardaki rol ve sorumluluğuna yaklaşımı kaygı verici: Hakkari Cumhuriyet Savcılığı, C.E. adlı çocuğa yönelik işkence ve kötü muamelede bulunan görevliler hakkında takipsizlik kararı verdi. (EÜ/GG)

* Raporun tam metnine ulaşmak için: TİHV-Newroz kutlamaları ve Sonrasında Yaşanan Olaylarla İlgili İnceleme ve Değerlendirme Raporu 

Axaftina Leyla Zana di Newroza Amed de 2008

 

 

 

DOĞUBAYAZIT 2008 NEWROZ GÖRÜNTÜLERİ BÖLÜM 1

 

 

DOĞUBAYAZIT 2008 NEWROZ GÖRÜNTÜLERİ BÖLÜM 2

 

 

DOĞUBAYAZIT TANITIM

 

 

 

videolarımızı izlemek için tıklayınız www.youtube.com/bazidforum

YOUTUBE videolarını izlemek için DNS değiştirin, PROXY kullanın. Nasıl mı? TIKLA Resimli açıklama
Doğubayazıt Forum

iletişim:bazidforum@hotmail.com