|
DTP Savunması: Biz
değil, Anayasa bölücü
DTP Anayasa Mahkemesine esas hakkında
savunmasını yaptı. DTP savunmasında, ‘Anayasa'daki
vatandaşlık tanımının değişmesini istemek, bölücülük.
Oysa asıl bölücülük Türk devletine vatandaşlık bağıyla
bağlı herkesi Türk saymaktır’ dedi
Hakkında kapatma davası açılan Demokratik Toplum Partisi
bugün Anayasa Mahkemesine esas hakkında savunmasını
yaptı. DTP savunmasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen
davalara sık sık atıfta bulunurken mevcut iddianameyle
verilecek kararın Kürt halkına “çözümü siyasette
aramayın” mesajı vereceği dile getirildi.
DTP, Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu savunmada
Başsavcılığın partinin kapatılması talebiyle yaptığı
başvuruda sıraladığı 141 eyleme madde madde yanıt verdi.
141 eylemin, partinin kapatılmasını gerektirecek
nitelikte olmadığını belirten DTP, eylemlerin 129’unun
ifade ve düşünce örgütlenme özgürlüğü kapsamında
değerlendirilmesi gereken olaylar olduğunu vurguladı.
DTP, savunmasında DTP’nin PKK için ‘terör örgütü’
dememesinin ve DTP’lilerin Öcalan’a ‘sayın’ demesinin
suç olmadığı gibi kapatma nedeni olamayacağını yazdı.
DTP’nin esasla ilgili savunmasının temel noktaları
şunlar:
* Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) taraftır. Bu yasal
durum ise Türk mevzuatının ve bu mevzuatın uygulamasının
AİHS standartlarına uygun olmasını gerektirmektedir.
Diğer yandan Avrupa Birliği’ne adaylık sürecindeki
Türkiye’nin, karşılaşması gereken koşullardan bir diğeri
Kopenhag Kriterleri olarak bilinen insan hakları
standartlarıdır. Kopenhag Kriterleri ise, Avrupa Birliği
ile AİHS’in yapıcısı Avrupa Konseyinin kesişme noktasını
oluşturmaktadır. Bu sebeple Avrupa Birliği adaylık
sürecinde, Türkiye’nin insan hakları alanındaki konumunu
ve durumunu da etkileyecek zorunlulukla AİHS
standartlarının gözetileceğine inanmaktayız. Üstelik
Anayasa’da yapılan 2001 ve 2004 değişiklikleri sonrası,
başta AİHS olmak üzere insan haklarına dair uluslararası
sözleşme hükümleri ile ileride ayrıntı ile
tartışacağımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM;
öncesi Komisyon ve Divan kararları da bu çerçevede
değerlendirilecektir.) içtihatlarının ulusal mevzuattan
öncelikle hususu Yüksek Mahkeme’ye izahtan vareste bir
keyfiyettir. Yani ulusal mevzuatın bir hükmü ile insan
haklarına dair uluslararası sözleşme hükümleri veya bu
hükümleri yorumlayan mahkeme kararları çatıştığında,
sözleşme hükümleri ve ulusal üstü mahkeme kararları esas
alınacaktır. Bu da, ulusal mevzuatın AİHS ışığında
incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
* Sayın Başsavcıya göre Anayasa'daki vatandaşlık
tanımının değişmesini istemek, bölücülük. Oysa asıl
bölücülük yaratan şey, Türk devletine vatandaşlık
bağıyla bağlı herkesi Türk saymaktır. Bu, bütünleştirici
değil ayrımcı bir bakış açısıdır.
* Esasen DTP'ye yöneltilen bölücülük iddiası, Cumhuriyet
tarihi boyunca Kürtlere karşı tekrarlanmış bir iddianın
yansımasıdır. Kürtlerin tüm demokratik hak talepleri,
hemen her zaman bölücülük suçlamasıyla karşılaşmıştır.
Kürtler ne zaman siyaset yapmak istese partileri
kapatılmıştır.
* Kapatılan diğer partiler gibi DTP'de Türkiye'nin
bölünmesini istediği için değil, Kürt kimliğinin,
dilinin ve kültürel hakların tanınmasını istediği,
türdeş ulus yaratma politikasına karşı çıktığı için
bölücü olmakla suçlanmaktadır.
* Bir insanı, bir halkı onun kendini tanımladığı gibi
değil de farklı tanımlamak, onun kendisini dayatıldığı
biçimiyle tanımlamasını istemek, şiddetin ta kendisidir.
Tanımlamak yerine tanımak, anlamlandırmak yerine
anlamaktır doğru olan.
* Tek etkili çözüm yöntemi diyalogdur. Kürt sorunu,
sadece şiddet sorunu değildir; kültürel, sosyal, siyasi,
psikolojik, insani, ekonomik boyutları olan; kimlik,
adalet, yoksulluk ve yoksunlukla ilgili bir sorundur.
* Eve Dönüş Yasası gerçekten kardeşlik yasası olarak
tasarlanmalıdır. TCK'nın 221. maddesinin dağdaki
gençleri dönmeye ikna edememesinin temel nedeni, onlara
onurlu bir dönüş olanağı vermemesidir.
* Türk kimliği, tarihsel, dinsel, geleneksel ve kültürel
tüm farklı kimlikleri dışlıyor. Millet, ırk birliğine
bağlandığından, sonradan edinilmesi olanaksız bir
aidiyet söz konusu. Ötekiler, ya kendi kimliklerinden
vazgeçerek asimile olacak, ya da kendilerini bu
milletten saymayacaklar.
* İmparatorluktaki üst kimlik (devletin yurttaşına
verdiği kimlik) "Osmanlı" iken, Türkiye Cumhuriyeti'nde
"Türk" olarak belirlenmiştir. Bu üst-kimlik, vatandaşı
ırk ve hatta dinle tanımlama eğilimindedir. Örneğin
"Yurt dışındaki soydaşlarımız" dendiği zaman Türk etnik
kökenden olanlar kastedilmektedir. Diğer yandan "Türk"
sayılabilmek için ayrıca "Müslüman" olmak gerektiği,
gayrimüslim yurttaşlarımıza "Türk" değil "Vatandaş"
denmesinden de bellidir. Bu durum, kendini Türk ırkından
saymayan diğer alt-kimlikleri yabancılaştırmış ve sorun
yaratmıştır. Eğer bu üst-kimlik "Türkiyeli" olsaydı, bu
durum ortaya çıkmazdı.
* Türk kimliği anlayışı sorgulanmadan Kürt sorunu
çözülemez. Devlet, öncelikle farklılıkları reddeden
resmi tarih ve ideolojisini, militer yapısını terk
etmeli.
* Kürtler ne yaşar, ne düşünür, ne ister? Sayın Başsavcı
bildiğini iddia edebilir mi? Peki bunu bilmeden
DTP'lilerin niçin 'PKK terör örgütüdür' demediğini ya da
niçin 'Sayın Öcalan' dediklerini bilebilir mi? Bu dava,
suçlamaların, iddiaların net ve hukuka uygun olduğu,
sınırları belli, uygulanacak kuralları belli, kuşkuya
yer bırakmayan, hukuken ne dendiğinin anlaşıldığı bir
dava değildir. Bu tarihsel, toplumsal, politik, kültürel
ve elbette psikolojik yanları olan bir iddianame ile
açılmış hukuki değil siyasi bir davadır. Öyleyse karar
vermek için de bütün bu faktörlerin ışığında düşünmek
gerekmektedir. Bu iddianame ile DTP'nin kapatılmasına
karar verilmesi, Kürtlere çözümü siyasette aramayın
demek anlamına gelir.
* Ahmet Türk, tabanımız PKK ile aynı deyince kıyamet
koptu. Kürtler geniş aile yapısını koruyor. Bugün hemen
her Kürt ailesinin dağda bir yakını olmuştur. Tabanının
aynı olması olağan. Parti kapatma kararı için önemli
olan, tabanının aynı olması ya da 'PKK terörist bir
örgüttür' denilip denilmemesi değil, DTP'nin şiddete,
silaha yaklaşımıdır. DTP, şiddete karşı olduğunu ısrarla
açıklamış bir partidir.
* Emine Ayna PKK ile DTP'nin çözüm için aynı şeyleri
talep ettiğini söyleyince bu da saptırılmak istendi.
Oysa Kürt sorununun nedenleri de çözümü de belli, bunu
hem DTP'nin hem PKK'nın dillendirmesi, söylenenin yanlış
olduğuna, bunun şiddetle, bölücülükle sağlanmak
istendiğine kanıt olamaz. Ne söyledikleri,
söylediklerinin içeriğinin ne olduğudur önemli olan.
Eğer DTP çözüm için doğru, barışçı, şiddeti dışlayan
öneriler getiriyor ve fakat bunu PKK'de söylüyorsa bunda
tedirgin olacak bir şey yoktur. Tersine bu durum,
PKK'nin de siyasi çözüm istediği, beklediği, değişim
istediği şeklinde algılanmalıdır. Çözüm için önerilen
içerik, ya suç kapsamındadır ya da değildir. Söyleyene
göre suç oluşturulamaz. Suç, söyleyenden bağımsız olarak
ya vardır ya yoktur.
* Aslında neden DTP'nin PKK için 'terörist' demesinde
ısrar edildiğinin ahlaki, hukuki, vicdani bir açıklaması
yoktur. DTP 'onlar terörist' dediğinde 'terör' bitecek
midir? Bitmeyecekse bu ısrarın anlamı nedir? Boyun
eğdirmek midir amaç? Dağa çıkma nedenini kaldırmadıkça,
biri ölür, diğeri çıkar. Kara Kuvvetleri Komutanı da
bunu söyledi. Harekâtla, imha ile örgütün çözülmediğini
beyan etti, "PKK'ye katılımlar, silahlı mücadelenin
sürdüğü 23 yıl boyunca önlenemedi, başarılı olamadık"
dedi. İçişleri Bakanlığı döneminde bin köy yaktığını,
operasyon yaptığını gururla açıklayan Mehmet Ağar, DYP
Genel Başkanı olduğu dönemde "Dağdakilere siyaset yolunu
açmak gerekir" dedi. Baykal bile söylemini artık
değiştirdi. DTP'de bunu söylüyor, "PKK bir sonuçtur,
nedenlerini konuşalım" diyor.
* DTP, çocukları dağda olan ailelerin oylarını almıştır
kuşkusuz. Peki bu neyi gösterir? Sayın Başsavcının iddia
ettiği gibi PKK ile özdeşliği mi, yoksa o ailelerin
çocuklarının dağdan indirilmesi için siyasi çözümü bulun
diye DTP'ye umut bağladıklarını, oy verdiklerini mi
gösterir? Hiç kuşkunuz olmasın ki ikinci neden doğrudur.
Peki böyle bir durumda DTP, kendisine siyasi çözüm için
oy veren milyonlarca insanın çocukları, yakınları dağda
iken 'PKK terör örgütüdür' nasıl der, niçin desin?
DTP, 173 sayfalık ek savunmasının sonunda, “Hukuk niçin
vardır sorusunun bir yanıtı olmalı. Bu yanıt,
vicdanımızı sızlatmamalı. Aydınların Cumhurbaşkanı’na
yazdıkları mektuptaki dileği tekrarlıyoruz: Anayasa
Mahkemesi, kapatma kararı vermeyerek, bütün
olumsuzluklara rağmen, bu dönemi sonlandırmanın,
yüzlerce yıldır birlikte yaşayan halkların kardeşliğini
tekrar hatırlamanın ve onarmanın mümkün olduğunu
gösterecektir inancındayız. Hukuka ve adalete aykırı,
artık bu ülkenin taşıyamayacağı kadar ağır yükler
getirecek istemleri içiren davanın reddine karar
verilmesini vekil ve müdafiler olarak dileriz” dedi.
ANF NEWS AGENCY |
|
Onbinlerden barış
talebi
ANF-İSTANBUL
(01.06.2008)-
AKP'nin GAP paketine,
Türk ordusunun
sınırötesi
operasyonlarına karşın
yüzbine yakın kişi,
Kadıköy'de çözümün
adresini gösterdi,
barış, kardeşlik ve
demokrasi taleplerini
haykırdı
İstanbul tarihi
günlerinden birine
tanıklık etti.
Yazarıyla, aydınıyla,
siyatçisiyle,
sendikacısıyla, halkıyla
yüzbine yakın kişi
Kadıköy İskele
Meydanı'nda bir araya
geldi. AKP hükümeti ve
ordunun Kürt sorununda
dayattığı çözümsüzlüğe,
şiddete, operasyonlara,
lince, adaletsizliğe
karşı Türküyle Kürdüyle
yüzbine yakın kişi, hep
birlikte "Yeter artık,
Kürt sorununun
demokratik çözümünü
istiyoruz" talebini dile
getirdi.
Barış
Meclisi tarafından
Kadıköy İskele
Meydanı'nda düzenlenen
"Yeter! Kürt sorununa
demokratik çözüm
istiyoruz" mitinginde
Türkiye'nin dört bir
yanından gelenlerle
birlikte yüzbine yakın
kişi buluştu. Mitinge
sivil toplum örgütleri,
meslek odaları, çevre
örgütleri, sendikalar,
demokratik kitle
kuruluşları ve çeşitli
siyasi partiler katıldı.
DTP'li
Milletvekillerinden
Ahmet Türk, Sevahir
Bayındır, Sebahat Tuncel,
Hasip Kaplan, Aysel
Tuğluk ve Bengi Yıldız
ile Hamit Geylani, ÖDP
İstanbul Milletvekili
Ufuk Uras, EMEK Partisi
Genel Başkanı Levent
Tüzel, Yazar Vedat
Türkali, KESK Genel
Başkanı İsmail Hakkı
Tombul, Abdurrahman
Dilipak, Şanar
Yurdatapan, Ferhat Tunç,
İlkay Akkaya, TTB
Başkanı Gençay Gürsoy,
Baskın Oran, Prof. Dr.
Tahsin Yeşildere, AP
Parlamenteri Feleknas
Uca da mitinge
katılanlar arasında yer
aldı.
SAVAŞ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ
ÇALIYOR
Mitingte ilk olarak Türk
ve Kürt gençleri
temsilen Pınar Yanardağ
ve Ömer Özcan söz aldı.
Türk geçlerini temsilen
konuşan Pınar Yanardağ
şunları söyledi: "Savaş
özgürlüğümüzü çalıyor.
Demokratik haklarımız
güvenlik gerekçesiyle
elimizden alınıyor.
Barışın özgürlüğün
mücadelesini verenler,
soruşturmalarla
davalarla karşılaşıyor.
Savaş yaşama hakkımızı
elimizden alıyor. Uğur
Kaymaz, Mizgin Özbek,
Enes Ata bu savaşın en
hazin çocuk kurbanları.
Ama ne yazık ki, sadece
onlar değil hayatını
kaybedenler. Bu savaşın
yaşamlarını çalındığı on
binlerce isimsiz ölü bu
toprakların altında
yatıyor. Arkadaşlar,
bugün burada barış
isteyenler olarak bir
araya geldik. Bugün
barışın imkanını
elimizde tutuyoruz.
Kardeşçe yaşanacak bir
gelecek istiyorum. Kürt
arkadaşlarımızın acı ve
ölümlerinden çok daha
fazla paylaşacak şeyleri
olduğunu biliyorum.
Onların düğün ve
sevinçlerini
paylaşabilecek bir
gelecek istiyorum.
Okullarında ders
kitaplarında Mehmet
Uzun'un romanlarının
kendi ana dillerinde
okutulduğu bir gelecek
istiyorum. Şivan
Perwer'in şarkılarının
Sezen Aksu şarkıları
gibi birlikte söylendiği
bir gelecek istiyorum.
Ben Türkler ve Kürtler
olarak bir arada
yaşamaktan gurur duyacak
bir gelecek istiyorum."
‘ÇATIŞMANIN OLMADIĞI BİR
COĞRAFYADA YAŞAMAK
İSTİYORUZ’
Kürt gençlerini temsilen
konuşan Ömer Özcan ise
şu mesajları verdi: "24
yılımız savaşla geçti.
Hayatını savaşın
gölgesinde geçiren yeni
nesiller yaratılmaya
devam ediyor. Artık
savaşın, çatışmanın ve
operasyonların hakim
olduğu bir coğrafyada
yaşamak istemiyoruz.
1990'lı yıllarda hızla
büyüyen ve bugün
teknolojinin yoğun
olarak kullanıldığı bu
savaşın göbeğinde
yaşamak istemiyorum. Bu
savaş gazete ve
televizyon haberlerinde
bir iki cümle ile
geçiliyor. Savaşın en
şiddetli yaşadığı
yerlerden biri olan
Yüksekova'da savaş ve
baskı bizim için bir iki
cümle ile
geçiştirilebilecek bir
şey olmadı hiç. Hepinizi
barış için, savaşın sona
ermesi için, demokratik
çözüm için, Türklerin ve
Kürtlerin özgürlüğü için
birlikte hareket etmeye
çağırıyorum."
Yoğun güvenlik
önlemlerinin alındığı
miting sırasında sık
sık, "Yaşasın Halkların
Kardeşliği", "Bijî
Biratiya Gelan", "Ölüm
değil, çözüm istiyoruz",
"Katil Erdoğan"
sloganları atıldı. Çok
sayıda Türkçe ve Kürtçe
yazılı "Yeter! Kürt
sorununda Demokratik
Çözüm İstiyoruz" yazılı
döviz taşındı. Miting
yapılan konuşmaların
ardından verilen müzik
dinletileriyle sona
erdi.
BİLGEN: ÖLÜM DEĞİL,
ÇÖZÜM İSTİYORUZ
Türkiye Barış Meclisi
Sözcülerinden Ayhan
Bilgen, mitingte yaptığı
konuşmada, barış,
demokrasi ve kardeşlik
mesajları verdi. Bilgen
şunları söyledi:
"Yürüklerinde taşıdığı
barışa dair umutlarla
Anadolu'nun dört bir
yanından bu buluşmaya
katılanlar sizleri Barış
Meclisi adına
selamlıyorum. Sizlere
barışın ne demek
olduğunu tarif edecek
değilim. Çocuklarımıza
nasıl bir Türkiye
bırakmakla övünmek
istiyoruz? Anadolu'da
konuşulan hiç bir dil
bırakmamak yaşanılan hiç
bir inanç bırakmamak
kimin için gurur
meselesi olabilir?
1930'lu 40'lı yılların
despot dayatmacı
anlayışları ile
hazırlanmış kanun
metinleri ile yaşamaya
daha ne kadar katlanacak
göz yumacağız? Toplumun
bir kısmını parlamento
dışında tutmak için
kurgulanmış seçim
yasalarıyla bir birimizi
dışlayarak hangi akla
hizmet etmiş
bulunuyoruz? Bütün
farklılıkları bilinerek
Kürt halkının seçilmiş
tüm temsilcileriyle
diyalog ortamının
sağlanması için
gecikmeden adım atılması
gerekmektedir. Kürt
halkının talepleri
sadece Kürtler için
değil, Türkler için de
daha fazla özgürlük,
daha fazla adalet,
gerçekçi demokrasiyi
zorunlu kılmaktadır.
Binlerce yıldır giyilen
yöresel kıyafetleri
giydikleri için
çocuklarımızı
yargılıyoruz. Hem de 23
Nisan törenlerinde,
çocukların bayramında,
şal û şepik giyen
çocuklar, tırnak içinde
terör örgütünün
propagandasını yapmakla
suçlanıyorlar. Bugün
Türkiye'nin İç
Anadolusunda, Egesinde
Trakyasında Kürtlerin,
Türklerle, Çerkezlerle,
Lazlarla birlikte
yaşadığı birçok bölgede,
en küçük bir tartışma
bir Türk-Kürt kavgasına,
linç girişimine
dönüşüyorsa her şeyi
yeniden düşünmek
zorundayız. Türkiye
Barış Meclisi barışın
ortak dilini üretmekle
barışa dair talepleri
ortaklaştırmak için
kuruldu. Siyasal
tercihlerimiz, dünya
görüşlerimiz farklı olsa
da farklı hiç bir şey
olmayacağını birlikte
haykırmak için
oluşturuldu. Adalet ve
özgürlük olmadıkça
barışın da olmayacağı
gerçeğini bir toplumsal
iradeye dönüştürmek için
yola koyuldu. Yeni bir
toplum sözleşmesi için,
yeni bir barış projesi
ve kuruluş iradesini
geliştirebilmek için el
ele vermek, taşın altına
sadece elimizi değil,
yüreğimizi de koymak
zorundayız. 'Artık
Yeter' diyoruz. Ölüm
değil, çözüm istiyoruz.
Kürt sonunda adil ve
barışçıl bir çözüm için
hep birlikte olmaya,
sesimizi daha da
yükseltmeye davet
ediyoruz."
ÇELİKKAN: ÇÖZÜM
MİLYONLARIN ‘BARIŞ
İSTİYORUM’ TALEBİNDE
Barış Meclisi Üyesi
Yazar Murat Çelikkan,
miting tertip komitesi
adına bir konuşma yaptı.
Mitinge katılanları
Kürtçe "Hoş geldiniz"
diyerek selamlayan
Çelikkan, şunları dile
getirdi: "Burada
gücümüzü birleştirip tek
ses ile barış ve çözüm
demek için geldik. Biz
çözüm istiyoruz. Bize
çözümünüz nedir diye
soruyorlar.
Çatışmaların, köy
boşatmalarının,
tecritlerin,
sömürülerin, çözüm
olmadığını biliyoruz.
Savaş değil, çatışma
değil, diyalog
istiyoruz. Sesimizi
siyahların sesi arasında
kaybetmek istemiyoruz.
Sorun sınırötesinde mi
ki çözümü sınırötesinde
arıyoruz. Çözüm burada.
Çözüm milyonların 'barış
istiyorum' talebinde.
Ölümü değil yaşamı temel
alın politikalar üretin.
Kürt kimliğinin Kürt
dilinin önündeki bütün
engellerin
kaldırılmasını
istiyoruz. Kürtlerin
onurlu yaşamaları
sağlamadan bu
topraklarda hiç kimse
özgür olamaz. Sesimizi
bu toprağa barış için
katalım. Birlikte adil
ve özgür bir gelecek
yaratalım. Ölüm değil,
çözüm istiyoruz."
Çelikkan, 16 Haziran'da
Tuzla Tersaneleri'nde
düzenlenecek greve
herkesi destek vermeye
de çağırdı.
Kadıköy İskele
Meydanı'nda yaklaşık 100
bin kişinin katıldığı
"Yeter! Kürt Sorununda
Demokratik Çözüm
İstiyoruz" mitingi
yaşamını yitiren Kürt
yazar Mehmet Uzun, Kürt
siyasetçi Orhan Doğan
ile katledilen Ermeni
gazeteci Hrant Dink için
yapılan anmanın ardından
Ermeni sanatçı Bese'nin
verdiği konserle son
buldu. Miting
programının sona
ermesinin ardından kitle
polisin aldığı yoğun
güvenlik önlemi altında
dağılmaya başladı.
|